üzik tarihinde bazı eserler sadece bir melodi değil, birer itirafnamesidir; Eric Clapton’ın 1970 yılında hayat verdiği “Layla” ise bu itirafların en görkemli ve en hüzünlü olanıdır. Şarkının arkasındaki hikaye, 12. yüzyılın klasik Doğu edebiyatı ile 70’lerin modern Rock dünyasını şaşırtıcı bir şekilde bir araya getiriyor. Clapton, o dönem yakın dostu olan Beatles üyesi George Harrison’ın eşi Pattie Boyd’a duyduğu umutsuz ve yasak aşkın pençesinde kıvranırken, kendisine hediye edilen Nizami Gencevi’nin “Leyla ile Mecnun” eserini okur. Bir kadına duyduğu tutku yüzünden çöle düşen ve “Mecnun” yani deli olan Kays’ın hikayesi, Clapton için adeta kendi hayatının bir yansıması olur. Sevdiği kadının adını doğrudan haykıramadığı için edebi bir kalkana sığınan Clapton, Pattie’yi “Layla” olarak kodlar ve ona olan tüm feryadını o meşhur, yırtıcı gitar riffine yükler. Şarkı yayınlandığında herkes bu müzikal çığlığın kime gittiğini merak ederken, aslında o piyano sololarıyla biten hüzünlü kapanış, bir adamın en yakın dostuna duyduğu sadakat ile sevdiği kadına duyduğu arzu arasındaki o korkunç sıkışmışlığın ilanıdır. Bugün hala her dinlediğimizde bizi aynı şaşkınlık ve hayranlıkla baş başa bırakan “Layla”, kavuşmanın değil, imkansızlığın ve bu imkansızlıktan doğan o muazzam sanatın ölümsüz bir anıtıdır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *